Ekonomik bir terim olarak bilinen endeksleme, enflasyoda süregelen nispi fiyatlar ve gelirler üzerinde olan bozucu etkilerini, bahsedilen nominal değişkenlerin değerlerinde belli zaman aralıklarıyla çeşitli ayarlamalar yapmak niyetiyle azaltmak olarak tanımlayabiliriz. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere; endeksleme, enflasyonla birlikte yaşama çabalarıdır. Alınan maaşlar ve fiyatlar, krediler, mevduatlar, hükümetin gelir ve giderleri, geleceğe ait ödemeleri kapsayan çeşitli giderler endekslemenin uygulandığı en temel nominal değişkenleri oluşturmaktadır.
Endeksleme mekanizmaları, hızla gelişmekte olan ülkelerde, Japonya, veya Batı Avrupa ülkeleri gibi sanayileşmesi büyümüş ülkelere kıyasla neden daha basit yayıldığı konusunda William S. Fisher gibi bazı analistler, endekslemeye olan talebin enflasyon oranında bulunan değişikliklerle ilgisi olduğu görüşünü açıkça belirtmektedir. S. Fisher’in görüşüne karşılık olarak; Don Patinkin, konuya yapısal olan bir açıklama getirmektedir. Don’a göre, çoktan gelişmiş olan ekonomiler, enflasyon konusunun daha elle tutulur bir şekilde ele alınmasına olanak sağlamaktadırlar. Daha anlaşılır bir şekilde anlatılmak gerekirse; endekslenmemiş ekonomiyi, endekslenmiş bir ekonomiden ayıran en temel özellik, nominal değişkenin sabit tutulması değil, enflasyonist sıkıtştırmaya serbest piyasa güçlerinin vasıtasıyla ayarlanmasıdır.

Enflasyon ve Endeksleme Arasındaki İlişki

Yukarıdaki bilgilerden gördüğünüz gibi gibi endeksleme, bir ekonomi içerisinde enflasyonun ortaya çıkardığı bir takım maliyetleri yok etmek için başvurulan bir yöntemdir. Fakat ileri düzeyde endekslenmiş ekonomi kendisini bu maliyetlerden sıyıramamaktadır. Maliyetler türlü türlü şekillerde ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, yüksek oranlı enflasyonun etkisini gösterdiği ekonomilerde nispi fiyatların değişkenliği ciddi ölçüde artmakla beraber bu durum iktisadi bilim alanının belirsizliğin seviyesini daha da artırmaktadır. İkincisi ise, yüksek enflasyon, mali sektörde, özellikle ticari bankaların çok yüksek derecede büyümesine neden olmaktadır. Son olarak ise, doğrudan iktisadi maliyetlere ek olarak, teşhis etmesi daha zor olan bir sosyal maliyet açığa çıkmaktadır. Ağır ve değişken enflasyon oranına maruz kalmış bir toplum, mecbur olarak, uzun dönemli sözleşmelerin çok az görüldüğü, mevcut sözleşmelerin ihlal edilmesinin daha iyimser karşılandığı ve işçi hamlelerinin sosyo – ekonomik dengenin kabul edilebilir hareketleri hâline geldiği dengeye doğru gidilmektedir.